featured

JPMorgan 8 merkez bankasından faiz artışı bekliyor

Google'da Abone Ol
Paylaş

Bu Yazıyı Paylaş

veya linki kopyala

Petrol fiyatlarının yeniden yükselmesi ve enflasyon baskılarının dirençli kalması, küresel para politikası beklentilerini hızla değiştirdi. Birkaç ay öncesine kadar merkez bankalarının faiz indirimlerine ne zaman başlayacağı tartışılırken, JPMorgan yıl sonuna kadar takip ettiği dokuz büyük merkez bankasının sekizinden faiz artışı bekliyor.

Faiz beklentilerindeki değişim tahvil piyasalarına da yansırken, ABD’nin 10 yıllık tahvil getirisi yüzde 4,97’ye çıkarak psikolojik yüzde 5 sınırına yaklaştı. Brent petrolün 110 dolara yaklaşması da enflasyonun yeniden güçlenebileceği yönündeki endişeleri artırıyor.

Faiz indirimi beklentileri yerini artış senaryolarına bıraktı

Küresel para politikasında son haftalarda belirgin bir yön değişimi yaşandı.

Ekonomik aktivitenin güçlü kalması, çekirdek enflasyonun beklenen hızda gerilememesi ve enerji fiyatlarındaki yeni yükseliş, merkez bankalarının sıkı para politikasını daha uzun süre sürdürmesi gerektiği yönündeki beklentileri güçlendirdi.

JPMorgan’ın son tahmini de bu değişimin geniş bir coğrafyaya yayıldığına işaret ediyor. Banka, izlediği dokuz büyük merkez bankasının sekizinin 2026 sonuna kadar faiz artırmasını bekliyor.

Avrupa Merkez Bankası’nın (ECB) 10 Eylül’de politika faizlerini 25 baz puan artırması da bu eğilimin dikkat çeken örneklerinden biri oldu. Kararda enerji fiyatlarının enflasyonu yeniden yukarı çekme riski öne çıktı.

Brent petrol 110 dolara yaklaştı

Merkez bankalarının faiz hesaplarını zorlaştıran temel gelişmelerden biri enerji fiyatlarındaki hızlı yükseliş oldu.

Brent petrolün varil fiyatı 110 dolar sınırına yaklaşırken, yüksek enerji maliyetlerinin tüketici fiyatlarına yeniden yansıma ihtimali güçlendi.

Petrol fiyatlarının uzun süre yüksek seviyelerde kalması yalnızca akaryakıtı değil; üretim, lojistik, ulaşım ve birçok mal ve hizmetin maliyetini de etkileyebiliyor.

Bu nedenle enerji fiyatlarındaki yükselişin kalıcı hale gelmesi, dezenflasyon sürecini yavaşlatabilecek ve merkez bankalarının faiz indirimlerini ertelemekle yetinmeyip yeni artırımlara yönelmesine neden olabilecek bir risk olarak değerlendiriliyor.

ABD 10 yıllık tahvil faizi yüzde 5 sınırında

Faiz beklentilerindeki değişim ABD tahvil piyasasında da sert hareketlere neden oldu.

ABD’nin 10 yıllık tahvil getirisi yüzde 4,97’ye yükselerek yüzde 5 seviyesine yaklaştı.

30 yıllık ABD tahvil getirisi ise yüzde 5,38’e çıkarak yaklaşık 19 yılın en yüksek seviyesine ulaştı.

Uzun vadeli tahvil getirilerindeki yükseliş yalnızca devletlerin değil, şirketlerin ve tüketicilerin borçlanma maliyetlerini de artırıyor.

Yüksek getiriler aynı zamanda yatırımcıların daha düşük riskli sabit getirili varlıklara yönelmesini teşvik ederek hisse senetleri, altın ve gelişen ülke varlıkları üzerinde baskı oluşturabiliyor.

Fed için faiz artışı ihtimali yüzde 70’e çıktı

ABD Merkez Bankası’nın 15-16 Eylül tarihlerinde gerçekleştireceği toplantı öncesinde piyasa fiyatlamaları da önemli ölçüde değişti.

Vadeli piyasalarda Fed’in eylül toplantısında faiz artırma ihtimali yaklaşık yüzde 70 seviyesine yükseldi.

ABD tahvil getirilerinin yüzde 5 seviyesini aşması halinde küresel finansal koşulların daha da sıkılaşabileceği değerlendiriliyor.

Böyle bir senaryoda doların cazibesinin artması, riskli varlıklardan çıkışların hızlanması ve gelişmekte olan ülkelerin dış finansman maliyetlerinin yükselmesi mümkün olabilecek başlıklar arasında bulunuyor.

Türkiye açısından iki ayrı risk öne çıkıyor

Küresel faiz oranlarındaki yükseliş Türkiye açısından da yakından takip ediliyor.

ABD tahvillerinin daha yüksek getiri sunması, uluslararası yatırımcıların gelişmekte olan ülke varlıklarına yönelmek için daha yüksek risk primi ve getiri talep etmesine neden olabilir.

Bu durum Türkiye’nin eurobond faizleri ile şirketlerin yurt dışından borçlanma maliyetlerinde yukarı yönlü baskı yaratabilir.

Türkiye açısından ikinci önemli başlık ise enerji fiyatları. Petrolün yüksek seviyelerde kalması enerji ithalat faturasını büyütürken, akaryakıt ve üretim maliyetleri üzerinden enflasyona ilave baskı oluşturabilir.

Böylece küresel faizlerin yükselmesi, doların güçlenmesi ve petrol fiyatlarının yüksek kalması Türkiye ekonomisini eş zamanlı olarak finansman maliyetleri, döviz kuru ve enerji ithalatı kanalları üzerinden etkileyebilecek üç önemli risk başlığı olarak öne çıkıyor.

Küresel piyasaların önümüzdeki günlerdeki odağında Fed’in faiz kararı, ABD 10 yıllık tahvil getirisinin yüzde 5 seviyesini aşıp aşmayacağı ve Brent petrolün 110 dolar çevresindeki seyrinin kalıcı olup olmayacağı bulunuyor.

JPMorgan 8 merkez bankasından faiz artışı bekliyor
Giriş Yap

Finansopia ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya hesap oluşturun, üstelik tamamen ücretsiz!