Goldman Sachs, uzun vadeli tahvil faizlerindeki tırmanışın ve borçlanma maliyetlerinin uzun süre yüksek kalmasının hisse senedi piyasaları, tüketim harcamaları ve ABD kamu maliyesi üzerinde ciddi bir risk alanı oluşturduğunu bildirdi. Banka ekonomisti Pierfrancesco Mei tarafından hazırlanan raporda, son dönemde tahvil getirilerindeki yükselişin finansal koşulları belirgin şekilde sıkılaştırdığı ve bu durumun ekonomik büyüme üzerindeki yükü artırabileceği vurgulandı.
Baz Senaryoda Fed’den Aralıkta Artış, 2027’de Üç İndirim Bekleniyor
Banka analistlerinin oluşturduğu temel projeksiyona göre, ABD Merkez Bankası’nın (Fed) sıkı para politikası adımları henüz tamamen sonlanmış değil. Fed’in aralık ayı toplantısında politika faizinde 25 baz puanlık son bir artış yapması, ardından faiz indirim döngüsünün 2027 yılının ikinci yarısından itibaren üç ayrı adımla devreye girmesi bekleniyor. Bu patikada ABD 10 yıllık Hazine tahvili faizinin 2027 yılı sonuna kadar yüzde 5,30 seviyesinden yüzde 4,40 düzeyine gerileyeceği tahmin ediliyor.
Yüksek faiz politikasının 2027 yılında ABD ekonomik büyümesinden yaklaşık 0,2 puan sileceği hesaplanırken, genel büyümenin ülkenin yüzde 2,3’lük potansiyel büyüme oranına yakın kalacağı öngörülüyor. Buna karşın getirilerin mevcut zirve seviyelerinde kalıcılaşması senaryosunda, faizlerin ekonomik büyüme üzerindeki negatif baskısının 0,5 puanın üzerine çıkabileceği aktarılıyor.
Yüksek Borçlanma Maliyetinin En Fazla Vuracağı Alan Konut Sektörü
Artan faiz ortamına karşı en zayıf halkanın konut piyasası olduğu belirtiliyor. Mortgage faizlerinin şubat ayından bu yana 1 puandan fazla sıçrama yapması alım iştahını frenlerken, mevcut ev sahiplerinin yüzde 90’ından fazlasının eski ve düşük oranlı kredilere sahip olması taşınma ve satış eğilimini kilitliyor.
Goldman Sachs projeksiyonlarına göre yüksek faizler, konut sektörü yatırımlarındaki büyümeyi son çeyrekte yıllıklandırılmış bazda 2 puan, 2027 yılının genelinde ise ortalama 1 puan geriletecek. Borçlanma maliyetlerinde gevşeme görülmemesi halinde bu kaybın iki katına ulaşabileceği uyarısı yapılıyor. Tüketici harcamalarında otomobil ve dayanıklı tüketim malları talebinin kredi koşulları nedeniyle 0,2 puan yavaşlaması beklenirken, şirket yatırımlarında ise borç çevirme maliyetlerinin artışı sebebiyle 0,3 puanlık bir ivme kaybı öngörülüyor; özellikle değişken faizli borç taşıyan küçük ölçekli işletmelerin kırılganlığı dikkat çekiyor.
Hisse Senetlerinde Getiri Potansiyeli ve Kamu Borç Sürdürülebilirliği Risk Altında
Yakın döneme kadar hisse senetlerindeki değer artışı, daralan kredi marjları ve zayıf doların sağladığı destekleyici ortamın yerini yeniden sıkılaşan finansal koşullara bıraktığına işaret ediliyor. Bankanın strateji ekibi, ABD hisse senedi endekslerinin 2027 sonuna kadar yüzde 10’un biraz üzerinde prim yapabileceği tahminini korusa da faizlerin yüksek kalmasının bu yükseliş potansiyelini baskılayabileceğine dikkat çekiyor. Hisselerin faiz yükü altında yatay seyretmesi durumunda, zayıflayacak servet etkisinin tüketici harcamalarındaki büyümeyi ilave 0,5 puan aşağı çekme riski bulunuyor.
İkinci büyük risk başlığı ise ABD’nin kamu borç sürdürülebilirliği tarafında yoğunlaşıyor. Yüksek bütçe açıklarının tetiklediği borçlanma ihtiyacının yanı sıra katlanan faiz giderlerinin, borcun gayrisafi yurt içi hasılaya (GSYH) oranını hızla yukarı taşıdığı kaydediliyor. Faizlerin kalıcı hale gelmesi halinde borç yükünün yönetilebilirliğine dair kaygıların artacağı ve Washington yönetiminin bütçe açığını daraltıcı kemer sıkma politikalarını takvimden çok daha erken yürürlüğe koymak zorunda kalabileceği belirtiliyor.